5. Bölüm: Kadınların Sessiz Hafızası
Hikâyede biraz geri dönelim.
Ayça, Törü'nün anlattıklarını dinlerken bir soru sordu:
“Peki bütün bu bilgileri kim hatırlıyordu?”
Törü güldü.
“Senin annen.”
Arslan da gülümsedi.
Çünkü ailede eski isimleri, akrabalık bağlarını ve geçmişte yaşanan olayları en iyi bilen kişi gerçekten de anneleri Selen'di.
Selen, yalnızca çocukların ihtiyaçlarını takip eden biri değildi. Hangi ailenin hangi aileyle akraba olduğunu, hangi yaşlı kişinin hangi hastalıktan sonra desteğe ihtiyaç duyduğunu, kimin kırgın olduğunu, kimin barışmaya hazır olduğunu biliyordu.
Törü ise yol güzergâhlarını, hayvanların durumunu ve grubun güvenliğini daha sistematik biçimde değerlendiriyordu.
Arslan ise iki yaklaşımı birleştirmeyi öğrenmişti.
Burada özellikle bir noktayı vurgulamak gerekiyor:
Bu hikâyedeki erkeklerin “stratejik”, kadınların ise “empatik” olması biyolojik veya değişmez bir kural olarak anlatılmıyor.
Tam tersine, karakterlerin farklı düşünme biçimleri kişisel deneyimlerinden, sorumluluklarından ve toplum içindeki rollerinden kaynaklanıyor.
Selen gerektiğinde oldukça stratejik kararlar alıyor; Törü ise insanların duygularını ve ilişkilerini önemseyebiliyor.
Dolayısıyla mesele “erkekler şöyledir, kadınlar böyledir” demek değil.
Mesele, eski bir toplumun hayatta kalmak için farklı bakış açılarına ihtiyaç duymasıdır.
Bir yolculukta yalnızca haritayı bilmek yetmez.
İnsanları da bilmek gerekir.
6. Bölüm: “Ata”dan “Baba”ya
Yıllar sonra Arslan'ın kendi çocuğu oldu.
Çocuğu ilk kez kucağına aldığında annesinin ona söylediği cümleyi hatırladı:
“Şimdi sen de birinin geçmişi oldun.”
Arslan o zaman bu cümlenin ne kadar derin olduğunu anladı.
Çünkü “baba” olmak yalnızca bir çocuğun dünyaya gelmesine aracılık etmek değildi.
Bir çocuğun hafızasına girmekti.
Ona bir isim vermekti.
Bir hikâye bırakmaktı.
Bazen de çocuğun senden farklı bir yol seçmesine izin vermekti.
Dil de insanlar gibi değişiyordu.
Kaŋ eski metinlerde güçlü bir baba kelimesiydi.
Ata, zamanla baba anlamının yanında dede ve ata anlamlarını da taşıdı.
Apa ise eski metinlerde ata ve büyük erkek akraba anlam alanında kullanıldı.
Sonraki dönemlerde ise Türkçenin farklı coğrafyalarında bu kelimelerin kullanımları değişmeye devam etti.
Dolayısıyla bugün “Eski Türkçede baba ne demek?” diye sorulduğunda verilecek en sağlıklı kısa cevap şudur:
Eski Türkçede “baba” anlamında kullanılan başlıca kelimeler arasında kaŋ ve ata bulunur; apa da ata/büyük erkek aile bireyi anlam alanında görülür.
Özellikle kaŋ kelimesi Eski Türkçenin erken dönemleri açısından çok önemli bir baba kelimesidir. Ata ise tarihî Türkçenin sonraki dönemlerinde baba anlamıyla güçlü biçimde yaşamaya devam etmiştir.
7. Bölüm: Bir Kelime Neden Değişir?
Arslan çocuğunu uyuturken dışarıdan gelen sesi dinledi.
“Baba…”
Çocuğun söylediği ilk kelimelerden biriydi.
Arslan gülümsedi.
Belki bin yıl önce başka bir çocuk babasına kaŋım demişti.
Başka bir çocuk atam demişti.
Bir başka metinde ise apam sözcüğü geçmişti.
Sesler değişmişti.
Fakat insanın yakınındaki kişiye bir ad verme ihtiyacı değişmemişti.
Dil tam da böyle bir şeydi.
Kelimeler yalnızca sözlük maddeleri değildir.
Onlar insanların birbirlerine nasıl baktıklarının izlerini taşır.
Bir kelimenin anlamı genişlediğinde toplumdaki ilişkilerin değişen yönlerini görebiliriz.
“Baba” kavramının yalnızca biyolojik ebeveynlikten “ata”, “dede”, “soy büyüğü” ve hatta daha sonraki dönemlerde “yol gösterici” anlamlarına doğru genişlemesi bunun güzel örneklerinden biridir.
Bu nedenle eski metinleri okurken “Bu kelimenin Türkçedeki bugünkü karşılığı nedir?” sorusu kadar,
“Bu kelime o toplumun zihninde neyi çağrıştırıyordu?”
sorusunu da sormak gerekir.
8. Bölüm: Bugünden Geçmişe Bakınca
Hikâyenin sonunda Arslan'ın çocuğu büyüdü.
Bir gün ona sordu:
“Baba, eski Türkler babalarına ne diyordu?”
Arslan bu kez tek kelimelik bir cevap vermedi.
“Dönemine göre değişiyordu,” dedi.
“Nasıl yani?”
“Bazıları kaŋ diyordu. Ata kelimesi de kullanılıyordu. Apa ise ata ve büyükler anlamında karşımıza çıkıyordu.”
Çocuk düşündü.
“Hangisi doğru?”
Arslan gülümsedi.
“Hepsi kendi zamanında doğru.”
Belki de bu hikâyeden çıkarılabilecek en önemli ders bu.
Tarih tek bir kelimeden ibaret değildir.
Eski Türkçede baba için “kaŋ” ve “ata” önemli karşılıklardır; “apa” ise özellikle ata ve büyük erkek aile bireyleri bağlamında değerlendirilmelidir. Orhun ve Uygur metinleri bu kelimelerin kullanımına dair önemli kanıtlar sunar.
Bugün kullandığımız “baba” kelimesine bakıp geçmişte herkesin aynı sözcüğü kullandığını düşünmek kolaydır. Oysa Türkçenin tarihine biraz yaklaştığımızda karşımıza değişen kelimeler, değişen anlamlar ve aynı kavramın farklı dönemlerde aldığı yeni biçimler çıkar.
Belki de asıl ilginç soru şudur:
Bir toplum babasına verdiği isimle aslında neyi anlatır?
Sadece çocuğun babasını mı?
Yoksa geçmişi, soyu, deneyimi, korumayı, rehberliği ve kendisinden önce gelen kuşakları da mı?
Benim bu kelimenin izini sürerken en dikkat çekici bulduğum nokta tam olarak burası oldu.
“Baba” dediğimizde bugün aklımıza bir kişi geliyor.
“Ata” dediğimizde ise bir anda o kişinin arkasında duran kuşakları da görmeye başlıyoruz.
Ve belki eski Türkçedeki kelimeler bize yalnızca geçmişte insanların nasıl konuştuğunu değil, geçmişi nasıl düşündüklerini de anlatıyor.
Sizce bugün kullandığımız “baba”, “ata”, “dede” ve “soy” kelimeleri arasındaki anlam farkları gelecekte nasıl değişir?
Bir çocuğun “baba” dediği anda yalnızca bir kişiyi mi çağırdığını düşünüyorsunuz, yoksa o kelimenin arkasında binlerce yıllık bir dil ve aile hafızası da var mı?
Bu sorunun cevabı belki de eski yazıtlardaki birkaç harften çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcıdır.
Kaynak notu:
Eski Türkçe kaŋ ve ata kullanımları için Gerard Clauson'un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish adlı çalışması temel başvuru kaynaklarından biridir. Orhun Türkçesi üzerine Talât Tekin'in çalışmaları da özellikle yazıtların dilini anlamak açısından önemlidir. Apa kelimesinin Orhun metinlerindeki kullanımı ve akrabalık terimleri üzerine yapılan modern akademik çalışmalar, kelimenin “ata/önceki nesil” bağlamındaki kullanımını desteklemektedir.
Hikâyeyi 1000 kelimenin üzerine çıkarTarihsel bilgiyi hikâyeye daha doğal yedir
Hikâyeyi 1000 kelimenin üzerine çıkar
Tarihsel bilgiyi hikâyeye daha doğal yedir
Tekrarları azaltıp anlatımı sıkılaştır
Hikâyede biraz geri dönelim.
Ayça, Törü'nün anlattıklarını dinlerken bir soru sordu:
“Peki bütün bu bilgileri kim hatırlıyordu?”
Törü güldü.
“Senin annen.”
Arslan da gülümsedi.
Çünkü ailede eski isimleri, akrabalık bağlarını ve geçmişte yaşanan olayları en iyi bilen kişi gerçekten de anneleri Selen'di.
Selen, yalnızca çocukların ihtiyaçlarını takip eden biri değildi. Hangi ailenin hangi aileyle akraba olduğunu, hangi yaşlı kişinin hangi hastalıktan sonra desteğe ihtiyaç duyduğunu, kimin kırgın olduğunu, kimin barışmaya hazır olduğunu biliyordu.
Törü ise yol güzergâhlarını, hayvanların durumunu ve grubun güvenliğini daha sistematik biçimde değerlendiriyordu.
Arslan ise iki yaklaşımı birleştirmeyi öğrenmişti.
Burada özellikle bir noktayı vurgulamak gerekiyor:
Bu hikâyedeki erkeklerin “stratejik”, kadınların ise “empatik” olması biyolojik veya değişmez bir kural olarak anlatılmıyor.
Tam tersine, karakterlerin farklı düşünme biçimleri kişisel deneyimlerinden, sorumluluklarından ve toplum içindeki rollerinden kaynaklanıyor.
Selen gerektiğinde oldukça stratejik kararlar alıyor; Törü ise insanların duygularını ve ilişkilerini önemseyebiliyor.
Dolayısıyla mesele “erkekler şöyledir, kadınlar böyledir” demek değil.
Mesele, eski bir toplumun hayatta kalmak için farklı bakış açılarına ihtiyaç duymasıdır.
Bir yolculukta yalnızca haritayı bilmek yetmez.
İnsanları da bilmek gerekir.
6. Bölüm: “Ata”dan “Baba”ya
Yıllar sonra Arslan'ın kendi çocuğu oldu.
Çocuğu ilk kez kucağına aldığında annesinin ona söylediği cümleyi hatırladı:
“Şimdi sen de birinin geçmişi oldun.”
Arslan o zaman bu cümlenin ne kadar derin olduğunu anladı.
Çünkü “baba” olmak yalnızca bir çocuğun dünyaya gelmesine aracılık etmek değildi.
Bir çocuğun hafızasına girmekti.
Ona bir isim vermekti.
Bir hikâye bırakmaktı.
Bazen de çocuğun senden farklı bir yol seçmesine izin vermekti.
Dil de insanlar gibi değişiyordu.
Kaŋ eski metinlerde güçlü bir baba kelimesiydi.
Ata, zamanla baba anlamının yanında dede ve ata anlamlarını da taşıdı.
Apa ise eski metinlerde ata ve büyük erkek akraba anlam alanında kullanıldı.
Sonraki dönemlerde ise Türkçenin farklı coğrafyalarında bu kelimelerin kullanımları değişmeye devam etti.
Dolayısıyla bugün “Eski Türkçede baba ne demek?” diye sorulduğunda verilecek en sağlıklı kısa cevap şudur:
Eski Türkçede “baba” anlamında kullanılan başlıca kelimeler arasında kaŋ ve ata bulunur; apa da ata/büyük erkek aile bireyi anlam alanında görülür.
Özellikle kaŋ kelimesi Eski Türkçenin erken dönemleri açısından çok önemli bir baba kelimesidir. Ata ise tarihî Türkçenin sonraki dönemlerinde baba anlamıyla güçlü biçimde yaşamaya devam etmiştir.
7. Bölüm: Bir Kelime Neden Değişir?
Arslan çocuğunu uyuturken dışarıdan gelen sesi dinledi.
“Baba…”
Çocuğun söylediği ilk kelimelerden biriydi.
Arslan gülümsedi.
Belki bin yıl önce başka bir çocuk babasına kaŋım demişti.
Başka bir çocuk atam demişti.
Bir başka metinde ise apam sözcüğü geçmişti.
Sesler değişmişti.
Fakat insanın yakınındaki kişiye bir ad verme ihtiyacı değişmemişti.
Dil tam da böyle bir şeydi.
Kelimeler yalnızca sözlük maddeleri değildir.
Onlar insanların birbirlerine nasıl baktıklarının izlerini taşır.
Bir kelimenin anlamı genişlediğinde toplumdaki ilişkilerin değişen yönlerini görebiliriz.
“Baba” kavramının yalnızca biyolojik ebeveynlikten “ata”, “dede”, “soy büyüğü” ve hatta daha sonraki dönemlerde “yol gösterici” anlamlarına doğru genişlemesi bunun güzel örneklerinden biridir.
Bu nedenle eski metinleri okurken “Bu kelimenin Türkçedeki bugünkü karşılığı nedir?” sorusu kadar,
“Bu kelime o toplumun zihninde neyi çağrıştırıyordu?”
sorusunu da sormak gerekir.
8. Bölüm: Bugünden Geçmişe Bakınca
Hikâyenin sonunda Arslan'ın çocuğu büyüdü.
Bir gün ona sordu:
“Baba, eski Türkler babalarına ne diyordu?”
Arslan bu kez tek kelimelik bir cevap vermedi.
“Dönemine göre değişiyordu,” dedi.
“Nasıl yani?”
“Bazıları kaŋ diyordu. Ata kelimesi de kullanılıyordu. Apa ise ata ve büyükler anlamında karşımıza çıkıyordu.”
Çocuk düşündü.
“Hangisi doğru?”
Arslan gülümsedi.
“Hepsi kendi zamanında doğru.”
Belki de bu hikâyeden çıkarılabilecek en önemli ders bu.
Tarih tek bir kelimeden ibaret değildir.
Eski Türkçede baba için “kaŋ” ve “ata” önemli karşılıklardır; “apa” ise özellikle ata ve büyük erkek aile bireyleri bağlamında değerlendirilmelidir. Orhun ve Uygur metinleri bu kelimelerin kullanımına dair önemli kanıtlar sunar.
Bugün kullandığımız “baba” kelimesine bakıp geçmişte herkesin aynı sözcüğü kullandığını düşünmek kolaydır. Oysa Türkçenin tarihine biraz yaklaştığımızda karşımıza değişen kelimeler, değişen anlamlar ve aynı kavramın farklı dönemlerde aldığı yeni biçimler çıkar.
Belki de asıl ilginç soru şudur:
Bir toplum babasına verdiği isimle aslında neyi anlatır?
Sadece çocuğun babasını mı?
Yoksa geçmişi, soyu, deneyimi, korumayı, rehberliği ve kendisinden önce gelen kuşakları da mı?
Benim bu kelimenin izini sürerken en dikkat çekici bulduğum nokta tam olarak burası oldu.
“Baba” dediğimizde bugün aklımıza bir kişi geliyor.
“Ata” dediğimizde ise bir anda o kişinin arkasında duran kuşakları da görmeye başlıyoruz.
Ve belki eski Türkçedeki kelimeler bize yalnızca geçmişte insanların nasıl konuştuğunu değil, geçmişi nasıl düşündüklerini de anlatıyor.
Sizce bugün kullandığımız “baba”, “ata”, “dede” ve “soy” kelimeleri arasındaki anlam farkları gelecekte nasıl değişir?
Bir çocuğun “baba” dediği anda yalnızca bir kişiyi mi çağırdığını düşünüyorsunuz, yoksa o kelimenin arkasında binlerce yıllık bir dil ve aile hafızası da var mı?
Bu sorunun cevabı belki de eski yazıtlardaki birkaç harften çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcıdır.
Kaynak notu:
Eski Türkçe kaŋ ve ata kullanımları için Gerard Clauson'un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish adlı çalışması temel başvuru kaynaklarından biridir. Orhun Türkçesi üzerine Talât Tekin'in çalışmaları da özellikle yazıtların dilini anlamak açısından önemlidir. Apa kelimesinin Orhun metinlerindeki kullanımı ve akrabalık terimleri üzerine yapılan modern akademik çalışmalar, kelimenin “ata/önceki nesil” bağlamındaki kullanımını desteklemektedir.
Hikâyeyi 1000 kelimenin üzerine çıkarTarihsel bilgiyi hikâyeye daha doğal yedir
Hikâyeyi 1000 kelimenin üzerine çıkar
Tarihsel bilgiyi hikâyeye daha doğal yedir
Tekrarları azaltıp anlatımı sıkılaştır